Toplumda yaygın bir düşünce vardır: “İş iyice karışırsa avukata giderim.”
Oysa hukukta geç kalmak, çoğu zaman hak kaybı anlamına gelir. Avukata başvurmak bir lüks değil, çoğu durumda bir zorunluluktur.
Bu rehberde, hangi durumlarda mutlaka bir avukata başvurulması gerektiğini ve geç kalmanın doğurabileceği sonuçları ele alıyoruz.
Aslında en doğru zaman, hukuki bir sorun ortaya çıktığı andır. Dava açılmadan önce alınan danışmanlık, çoğu zaman dava açılmasını bile gereksiz hâle getirebilir.
Evinize veya iş yerinize gelen resmi tebligatlar, hukuki sürecin başladığını gösterir. Bu belgelerde belirtilen süreler kesindir. Süre kaçırıldığında telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğabilir.
İcra takibi başlatıldığında borçluya itiraz hakkı tanınır. Ancak bu hak sınırlı sürelidir. Yanlış veya eksik yapılan itirazlar, borcun kesinleşmesine yol açabilir.
Dava açmadan önce hukuki durumun değerlendirilmesi, delillerin toplanması ve doğru mahkemenin belirlenmesi gerekir. Yanlış açılan davalar zaman ve para kaybına neden olur.
Bir sözleşmeye imza atmadan önce avukata danışmak, ileride yaşanabilecek büyük sorunları engeller. “Bir şey olmaz” düşüncesiyle imzalanan sözleşmeler, yıllar süren davalara dönüşebilir.
Gözaltı, ifade alma veya soruşturma aşamalarında avukat desteği almak temel bir haktır. Bu aşamalarda yapılan yanlış beyanlar geri dönüşü olmayan sonuçlar doğurabilir.
Hukukta süreler katıdır. Bir gün, hatta bazen bir saatlik gecikme bile hak kaybına yol açabilir. Bu nedenle “biraz daha bekleyeyim” yaklaşımı çoğu zaman ciddi zararlar doğurur.
Avukata zamanında başvurmak, süreci lehinize çevirir. Erken alınan hukuki destek, hem maddi hem de manevi kayıpların önüne geçer.
Durumunuza özel hukuki değerlendirme için profesyonel destek almanız, en doğru adımdır.